Yerli ve Dekolonyal Araştırma Paradigması: Epistemik Adalet ve Topluluk Temelli Bilgi
Yerli (indigenous) ve dekolonyal araştırma paradigması, Batılı bilim geleneğinin evrensellik iddiasını sorgulayan, sömürgecilik tarihinin bilgi üretim süreçleri üzerindeki etkilerini eleştirel olarak inceleyen ve yerli toplulukların bilgi sistemlerini meşru ve değerli epistemik kaynaklar olarak tanıyan bir paradigmadır. Bu yaklaşım, araştırmanın yerli halklar üzerinde değil, yerli halklarla birlikte ve onların yararına yapılması gerektiğini savunur. Linda Tuhiwai Smith'in 1999 tarihli Decolonizing Methodologies adlı çığır açıcı eseri, bu paradigmanın sistematik biçimde ifade edilmesinde dönüm noktası olmuştur.
Sömürgecilik ve Bilgi Üretimi
Yerli ve dekolonyal paradigmanın temel çıkış noktası, sömürgeciliğin yalnızca toprak ve kaynakların değil, aynı zamanda bilginin de sömürgeleştirilmesini içerdiği tespitdir. Avrupa sömürgeciliği, yerli halkların bilgi sistemlerini, dillerini, tarih anlatılarını ve dünya görüşlerini sistematik olarak bastırmış, değersizleştirmiş ve yerine Batılı bilgi çerçevelerini koymuştur.
Epistemik Sömürgecilik
Epistemik sömürgecilik kavramı, bilgi üretiminin sömürgeci ilişkiler tarafından şekillendirilmesini ifade eder. Bu süreç çeşitli biçimlerde tezahür etmiştir:
- Bilgi hiyerarşisi: Batılı bilimsel bilginin evrensel ve üstün, yerli bilginin ise yerel, ilkel ve güvenilmez olarak konumlandırılması
- Dilsel sömürgecilik: Yerli dillerin bastırılması ve Avrupa dillerinin bilim dili olarak dayatılması — bilgi üretme ve aktarma kapasitesinin sınırlandırılması
- Tarih yazımı: Sömürgeci perspektiften yazılan tarihin evrensel tarih olarak sunulması; yerli halkların tarih anlatılarının görmezden gelinmesi
- Araştırma nesneleştirmesi: Yerli halkların araştırmanın öznesi değil nesnesi haline getirilmesi — "üzerlerinde" araştırma yapılması
- Bilgi çıkarımcılığı: Yerli toplulukların bilgisinin alınıp Batılı akademik çerçevelerde yeniden paketlenmesi, topluluğa hiçbir fayda sağlanmaması
"Araştırma kelimesi, yerli halkların sözlüğündeki en kirli kelimelerden biridir. Araştırma, sömürgecilik ve emperyalizm ile iç içe geçmiştir; en sorunlu tarihimiz aracılığıyla deneyimlenmiştir." — Linda Tuhiwai Smith (1999)
Epistemik Adalet Kavramı
Epistemik adalet, farklı bilgi sistemlerinin eşit değer ve meşruiyetle tanınmasını talep eden bir kavramdır. Miranda Fricker'in geliştirdiği bu kavram, iki temel adaletsizlik biçimini tanımlar:
Epistemik Adaletsizlik Biçimleri
| Tür | Tanım | Örnek |
|---|---|---|
| Tanıklık adaletsizliği (testimonial injustice) | Bir kişinin toplumsal kimliği nedeniyle güvenilirliğinin düşük değerlendirilmesi | Yerli bir şifacının tıbbi bilgisinin ciddiye alınmaması |
| Hermeneutik adaletsizlik | Bir grubun deneyimlerini ifade edecek kavramsal kaynaklara sahip olmaması | Sömürgecilik travmasının uzun süre adlandırılamamış olması |
| Epistemik dışlama | Belirli bilgi biçimlerinin sistemik olarak bilim alanının dışında tutulması | Yerli ekolojik bilginin bilimsel yayınlarda tanınmaması |
Boaventura de Sousa Santos, bu durumu "epistemisit" (epistemicide) — bilgi sistemlerinin katli — olarak adlandırır. Santos'a göre Batı modernitesi, alternatif bilgi sistemlerini sistematik olarak yok ederek insanlığın kolektif bilgi dağarcığını dramatik biçimde daraltmıştır.
Yerli Araştırma Paradigmasının Temel İlkeleri
Yerli araştırma paradigması, Batılı araştırma geleneklerinden farklı ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik varsayımlara dayanır:
Ontoloji: İlişkisellik
Yerli ontolojilerin çoğu, varlığı bireysel değil ilişkisel olarak kavrar. İnsan, doğadan, topluluktan, atalardan ve ruhani dünyadan ayrı bir varlık değil, bu ilişkiler ağının bir parçasıdır. Bu holisitk ontoloji, Batı düşüncesinin insan-doğa, özne-nesne, birey-topluluk gibi ikili karşıtlıklarını reddeder. Araştırma da bu ilişkisellik çerçevesinde kurgulanmalıdır: Araştırma, topluluktan kopuk bir etkinlik değil, topluluk ilişkilerinin bir parçasıdır.
Epistemoloji: Çoğulcu Bilgi
Yerli epistemoloji, bilginin yalnızca rasyonel-analitik süreçlerle değil, aynı zamanda deneyimsel, ilişkisel, ruhani ve bedensel yollarla da üretildiğini kabul eder. Sözlü gelenek, hikaye anlatımı, ritüel, rüya ve vizyonlar meşru bilgi kaynaklarıdır. Bilgi bireysel değil kolektif bir mülkiyettir ve kuşaklar arası aktarım yoluyla sürdürülür.
Aksiyoloji: Karşılıklılık ve Sorumluluk
- Karşılıklılık (reciprocity): Araştırma sürecinde topluluktan alınan bilginin karşılığının verilmesi
- İlişkisel sorumluluk: Araştırmacının topluluğa karşı süregelen bir sorumluluk taşıması
- Saygı (respect): Yerli bilgi, gelenekler ve protokollere derin saygı gösterilmesi
- İlgililik (relevance): Araştırmanın topluluk için anlamlı ve faydalı olması
Kaupapa Māori Araştırma Çerçevesi
Yeni Zelanda'daki Māori araştırmacılar tarafından geliştirilen Kaupapa Māori çerçevesi, yerli araştırma paradigmasının en sistematik ve etkili örneklerinden biridir. Graham Hingangaroa Smith ve Linda Tuhiwai Smith'in önderliğinde geliştirilen bu çerçeve, Māori bilgi sistemlerini, değerlerini ve uygulamalarını araştırma sürecinin merkezine yerleştirir.
Kaupapa Māori'nin Temel İlkeleri
- Tino rangatiratanga (öz-belirleme): Māori topluluklarının kendi araştırma gündemlerini belirleme hakkı
- Taonga tuku iho (kültürel miras): Māori dili, bilgisi ve kültürel pratiklerinin araştırmada merkezi konumda olması
- Ako Māori (Māori pedagojisi): Māori öğrenme ve öğretme geleneklerinin araştırma sürecinde uygulanması
- Kia piki ake i ngā raruraru o te kāinga (sosyoekonomik sorunların ele alınması): Araştırmanın Māori topluluklarının somut sorunlarına çözüm üretmesi
- Whānau (genişletilmiş aile): Araştırmanın bireysel değil kolektif bir süreç olarak yürütülmesi
- Kaupapa (kolektif vizyon): Māori topluluklarının kolektif hedeflerine hizmet etme
Dekolonyal Metodoloji
Dekolonyal metodoloji, araştırma sürecinin her aşamasında sömürgeci kalıntıların sorgulanmasını ve alternatif yaklaşımların geliştirilmesini hedefler.
Dekolonyal Araştırma Stratejileri
| Aşama | Sömürgeci Yaklaşım | Dekolonyal Alternatif |
|---|---|---|
| Soru belirleme | Akademik gündem belirler | Topluluk ihtiyaçları ve öncelikleri belirler |
| Araştırma tasarımı | Batılı metodoloji uygulanır | Yerli bilgi sistemleri ve protokollerle uyumlu tasarım |
| Veri toplama | Çıkarımcı yaklaşım | İlişkisel, karşılıklı ve saygılı süreç |
| Analiz | Batılı kuramsal çerçeveler | Yerli kavramlar ve anlam çerçeveleri |
| Sonuçların paylaşımı | Akademik yayınlar | Toplulukla paylaşım, topluluğa geri bildirim |
| Bilgi sahipliği | Araştırmacının/kurumun mülkiyeti | Topluluğun kolektif mülkiyeti |
Topluluk Temelli Katılımcı Araştırma (CBPR)
Topluluk temelli katılımcı araştırma (Community-Based Participatory Research), dekolonyal metodolojinin somut bir uygulamasıdır. Bu yaklaşımda araştırma, topluluk üyeleriyle eşit ortaklık ilişkisi içinde yürütülür. Araştırma sorusunun belirlenmesinden veri toplanmasına, analizden bulguların uygulamaya aktarılmasına kadar her aşamada topluluk üyeleri aktif olarak katılır. CBPR, özellikle sağlık araştırmalarında yerli ve marjinalleştirilmiş topluluklarla çalışmada giderek yaygınlaşmaktadır.
Yerli Bilgi Sistemleri ve Bilimsel Bilgi
Yerli ve dekolonyal paradigma, yerli bilgi sistemleri ile Batılı bilimsel bilgi arasında hiyerarşik değil, diyalojik bir ilişki kurulmasını savunur. Yerli ekolojik bilgi (Traditional Ecological Knowledge — TEK), binlerce yıllık gözlem ve deneyime dayanan ve biyoçeşitlilik koruma, iklim değişikliğine uyum ve sürdürülebilir kaynak yönetimi gibi alanlarda değerli içgörüler sunan bir bilgi sistemidir.
"İki Göz Görme" Yaklaşımı
Mi'kmaw bilgesi Albert Marshall'ın önerdiği Etuaptmumk (İki Göz Görme / Two-Eyed Seeing) yaklaşımı, yerli bilgi ile Batılı bilimi birbirinin alternatifi olarak değil, birbirini tamamlayan perspektifler olarak konumlandırır. Bir gözle yerli bilgi sistemlerinin güçlü yönlerini, diğer gözle Batılı bilimin güçlü yönlerini görmek ve her iki gözü birlikte kullanarak daha kapsamlı bir anlayışa ulaşmak bu yaklaşımın özüdür.
"İki Göz Görme, bir gözümüzle yerli bilginin güçlü yönlerini ve diğer gözümüzle Batılı bilginin güçlü yönlerini görmek, sonra her iki gözü birlikte kullanarak herkesin yararına çalışmaktır." — Albert Marshall
Etik Çerçeveler ve Protokoller
Yerli araştırma paradigması, geleneksel araştırma etiğinin ötesinde özel etik çerçeveler ve protokoller geliştirmiştir. Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde yerli halklarla araştırma yapmak için özel etik yönergeler oluşturulmuştur. Bu yönergeler, özgür, önceden bilgilendirilmiş ve sürekli rıza (free, prior, and informed consent) ilkesinin bireysel değil topluluk düzeyinde de uygulanmasını; araştırma verilerinin ve sonuçlarının toplulukla paylaşılmasını; yerli entelektüel mülkiyet haklarının korunmasını ve araştırmanın topluluk protokollerine uygun yürütülmesini gerektirir.
Eleştiriler ve Tartışmalar
Yerli ve dekolonyal paradigma bazı eleştirilerle karşılaşmaktadır. Romantikleştirme riski, yerli bilgi sistemlerinin eleştiriye kapalı, homojen ve idealize edilmiş biçimde sunulma tehlikesini ifade eder. Özcülük tartışması, "yerli kimlik" ve "yerli bilgi" kavramlarının sabit ve değişmez kategoriler olarak sunulup sunulamayacağını sorgular. Pratik zorluklar ise dekolonyal ilkelerin mevcut akademik yapılar, finansman mekanizmaları ve yayın standartları içinde uygulanmasının güçlüklerini kapsar.
Sonuç
Yerli ve dekolonyal araştırma paradigması, bilgi üretim sürecinin sömürgeci mirasını eleştirel olarak sorgulayarak epistemik adaleti, topluluk temelli bilgiyi ve ilişkisel araştırma etiğini ön plana çıkarmaktadır. Linda Tuhiwai Smith'in dekolonize edilmiş metodolojisinden Kaupapa Māori çerçevesine, epistemik adalet kavramından İki Göz Görme yaklaşımına kadar uzanan bu gelenek, bilimsel araştırmanın daha kapsayıcı, etik ve çoğulcu bir temelde yeniden inşa edilmesine önemli katkılar sunmaktadır. Araştırmanın kimin için, kimle birlikte ve hangi bilgi çerçevesinde yapıldığı sorularını sürekli gündemde tutan bu paradigma, 21. yüzyılda küresel bilgi üretiminin demokratikleştirilmesi için vazgeçilmez bir perspektif sunmaktadır.
Kaynak
Yorumlar (0)
Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.
